MİLLET HABER

HAKKIMIZDA PDF Yazdır e-Posta

Yeni Bir Dünya

Yeni Bir Rüya

İçin

Bilgi ve Sevgi

İnsanın bakir doğayı anlamlı bir biçimde, adeta bir dantel gibi işlemesi onun özünde ve çevresinde potansiyel olarak bulunan dört gücü harekete geçirmesi ile mümkün olmuştur. Bu temel kurucu ve oldurucu pozitif potansiyel güçler insanın “kalb”inde, “kafa”sında, “kasa”sında ve “kas”ında (4 K ) hayat bulan sevgi gücü, bilgi gücü, sermaye gücü ve emek gücüdür.

İşte insanın tabiattan kültüre, vahşetten medeniyete yükselişi yukarıda adı geçen olumlu güçlerin verimli, ahenkli birlikteliği ile mümkün olmaktadır. Gerçekten de bizler bir eseri, bir hizmeti üretirken önce onu oluşturmayı isteriz (sevgi gücü), sonra nasıl oluşturacağımızın hesabını, kitabını , planını yaparız (bilgi gücü), daha sonra da yapılan hesaba ve tasarlanan plana uygun olarak gerekli malzemeleri ve parayı hazırlarız (sermaye gücü), en sonunda da bu malzemeleri planlandığı gibi işlemek için ciddi bir çabanın, gayretin içine gireriz (emek gücü). Etrafımızdaki maddi ve manevi her eserin ve her hizmetin oluşumu bu güçlerin ortak katkılarıyla gerçekleşmektedir. Dikkat edilirse bütün eserlerin ve hizmetlerin meydana gelmesinde başlatıcı ve ivmelendirici temel güç sevgi gücüdür. Bu durumda sevgi gücü bilgi gücünü, bilgi gücü sermaye gücünü, sermaye gücü de emek gücünü tetiklemekte, ivmelendirmekte ve yönlendirmektedir.

İnsanlığın zamana bağlı gelişim grafiğine bakıldığında her toplumsal tırmanıştan sonra başlayan yeni dönemde, yukarıda adı geçen güçlerden birinin baskın(dominant) güç görevini devraldığı ve diğer güçleri sıfırlamadan kendi kontrolünde biçimlendirdiği ve yönlendirdiği görülmektedir. Meselâ, bilgi toplumu döneminde baskın güç bilgi gücüdür ve diğer güçleri(emek gücünü, sermaye gücünü, sevgi gücünü) kendi kanunlarına göre şekillendirmekte ve yönlendirmektedir.

Bütünüyle bakir ve vahşi bir gezegende yaşamaya başlayan öncü atalarımız hayatlarını sürdürebilmek için hazır yiyecekleri toplamışlar, mağara ve kovukları sığınak olarak kullanmışlardır. Toplayıcılığın hâkim geçinme biçimi olduğu bu zaman dilimi ilk dönem olarak adlandırılır.

İnsanların cılız da olsa bilgi güçlerini kullanmaya başladıkları ve böylece ilkel av aletleri yaparak hayvanların etinden ve kürkünden faydalanmak için avcılık yaptıkları aşama ise, ikinci dönem olarak adlandırılır.

Avlanan hayvanların bazılarının evcilleştirildiği üçüncü dönemde bilgi güçlerini biraz daha fazla kullanmaya başlayan insanlar, hayatlarını nispeten kolaylaştırmışlardır. Henüz yerleşik hayata geçilemeyen bu üç dönem insanlığın Göçebe Toplum aşamasını oluşturur.

Doğanın ve eşyanın insanın hizmetine girmesinde önemli bir “anahtar” görevi üstlenen bilgi gücü belli bir eşik değerini aşınca, kazma ve saban gibi aletlerin yapımı gerçekleşmiş, dolayısıyla toprağın ekilip biçilmesi mümkün olmuş ve beslenmek için sürekli yer değiştirmekten kurtulan insanlar barınaklar kurarak yerleşik hayata geçmişlerdir. Böylece ilk köyler, kasabalar ve siteler kurularak toplumsal hayat bir üst aşamaya sıçrama şansı bulmuştur. Bu aşama ile birlikte binlerce yıl sürecek Tarım Toplumu dönemi de başlamış oldu.

“Kas”tan “Kasa” ya…

Tarım toplumu döneminde, henüz bugünkü anlamda bağımsız bir şahsiyete kavuşmamış olan bilgi ve bilim teorik sahada din ve felsefe dairesi içinde, pratik sahada sanat ve zenaat dairesi içinde varlığını sürdürüyordu. Kas gücünün hareketlendirdiği tezgahlarda belli bir hız ve miktarda gerçekleştirilen üretim statik toplum yapısını değiştirecek güçte değildi.

Tarihin bu dönemlerinde milletler mücadelesi kas gücüne dayalı olarak yapılıyordu. Aklının önderliğinde atı ehlileştirip onu en hızlı sürebilenler, pazısını geliştirip oku ve mızrağı en ileri noktaya atabilenler, kazmayı ve küreği ,gürzü ve kılıcı en usta biçimde kullanabilenler, dokuma tezgahlarını ve tarlaları en verimli şekilde üretime sokabilenler, büyük devletler güçlü imparatorluklar, köklü medeniyetler kurabiliyorlardı..Tarım toplumu döneminin en başarılı milletlerin başında Türk milleti geliyordu.

Ne zaman ki, bilgi gücü buharlı makineyi devreye soktu, kas gücünün yerini alan makina gücü tezgahların üretimini âdeta patlattı. Üretimle birlikte toplumsal hayatın da hızlanmaya başladığı bu yeni dönem ile insanlık sanayi toplumu aşamasına geçti. Sanayi üretimindeki verim artışı gelir artışına, bu da mala olan talebin gelişmesine sebep oldu. Artan talebi karşılamak ve rakip firmaların rekabetine dayanabilmek için, ucuz emek gücüne olan ihtiyaçtan dolayı, köyden fabrikaların bulunduğu kentlere büyük bir göç dalgası başladı. Hızlı ve çarpık kentleşme ile birlikte, toplumda hızla zenginleşen kapitalistlerin karşısında yeni bir sınıf; işçi sınıfı oluşmaya ve güçlenmeye başladı. Menfaatleri çatışan bu sınıfların değişik dozajdaki mücâdeleleri, eskiden beri sınıflı bir yapıya sahip olan Batı toplumlarının son 150 yıllık sosyal-siyasal yapılarını şekillendiren önemli bir etken oldu. Bu çatışmacı süreçte yaşanan darbeler ve devrimler, hızlanan emek-sermaye çelişkisinden güç aldı. Sözkonusu çelişkinin üzerine kurulan marksizm hareketi, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin

sancılarını derinden yaşayan Rusya 'da, Birinci Dünya Savaşı 'nın olumsuz şartlarının da etkisiyle 1917 yılında Bolşevik ihtilalini gerçekleştirerek Sovyetler Birliği'nin kurulmasına sebep oldu.

Diğer taraftan, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecini akılcı sosyal tedbirlerle sağlıklı bir şekilde gerçekleştiren kapitalist ülkeler, komünizm dalgasının yıkıcı etkilerini kolayca bertaraf ederek sanayi toplumunun nimetlerini kabul edilebilir bir oranda işçi sınıfıyla paylaşmasını bildiler.

Sanayi toplumu döneminde uluslararası ilişkileri yönlendiren, biçimlendiren temel unsur olan milletler mücadelesi makine gücüne dayalı olarak yapılmaya başlandı. Kas gücünden makine gücüne geçebilen toplumlar milletler mücadelesinde en ön safa geçtiler, tarihin şekillendiricileri ve yönlendiricileri oldular. Bu yeni dönemin tartışmasız galipleri Batı’lı devletlerdir. Makine gücünün sağladığı imkanları dünyayı talan etmede kullanan Batı, kendi içinde paylaşım sorununu çözemediği için insanlığı, milyonlarca can kaybına sebep olan iki Dünya Savaşı’na sürükledi. Ne yazık ki, bilim ve teknolojide kaydedilen olağan üstü başarılar, kazanılan yüksek seviyeli refah ve zenginlik insanlığın aradığı huzur ve mutluluğu bu dönemde de sağlayamadı.

Diğer taraftan bu dönemde kas gücünden makine gücüne geçişi başaramayan milletler ise imparatorluklarını , hatta bağımsızlıklarını kaybettiler. Tarihin bu döneminde en ağır bedelleri ödeyen milletlerin başında Türk milleti geliyordu. Koca bir imparatorluğu, Osmanlı Türk İmparatorluğu’nu kaybettik, Kurtuluş Savaşı’yla Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak, Türk devletindeki binlerce yıllık sürekliliği tekrar sağlayabildik. Siyasi bağımsızlığımızı koruyup güçlendirmek için makineleşmeyi yani sanayileşmeyi ertelenemez birincil hedef ilan ettik.

“Kasa”dan “Kafa” ya…

Yaklaşık 300 yıllık bir sürecin ürünü olan sanayi toplumunun başlangıcında ağırlıklı olarak emek gücü kullanılırken (emek yoğun safha), ortalarında sermaye daha çok devrededir (sermaye yoğun safha). Sanayi toplumunun sonlarına doğru ise, bilgi gücü bütün özellikleriyle artık başroldedir (bilgi yoğun safha). Özellikle 1950'lerde mikro elektronik ve haberleşme teknolojileri alanında sağlanan gelişmelerle başlayan ikinci sanayi devrimi, 1980'lerden itibaren ulusal ve bölgesel ekonomilere yeni bir çehre kazandırarak, ekonomide kalite, hız ve çeşitliliğin yoğurduğu "yok edici rekabet" dönemini başlattı. Bu yeni dönemde mega teknolojilerin (bilgisayar ve iletişim teknolojileri) bilgi gücünü en üst noktaya çıkarmasıyla birlikte bilgi toplumu dönemi belirginleşmeye ve etkinleşmeye başladı.

Bilgi gücünün gelişmesine ve güçlenmesine imkân veren insani ve toplumsal yapılanmaları gerçekleştiremeyen; aksine bu alandaki gelişmenin solunum yollarını sistemsel sebeplerden dolayı tıkayan komünist sanayi toplumu, oluşturduğu Sovyetler Birliği'nin, bilgi gücüne dayalı olarak yürütülen milletler mücâdelesinde teslim bayrağını çekmesiyle birlikte yıkılıp gitti. Böylece ekonomi ve kültürde (kapitalist) küreselleşme sürecinin önündeki ideolojik engeller de ortadan kalkmış oldu. Varlığını ve gücünü yaygınlaşan iletişim ve ulaşım ağlarıyla bütün dünyaya Batı patentli olarak kabul ettiren bilgi gücü beraberinde yeni bir toplum tipini ve yeni bir çağı da başlatmış oldu. Bu toplum tipinin adı bilgi toplumu, çağın adı da bilgi çağıdır.

Bilgi çağıyla birlikte adına küreselleşme denen yeni bir süreç başladı.Teknik anlamda küreselleşme olgusu bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojilerinin kazanmış olduğu yüksek gelişmişlik seviyesinin doğal bir sonucudur. Günümüzde bilgi bilgisayarlarda yüksek hızlarda işlenebilmekte, uydularla desteklenen iletişim ağlarıyla saniyede 7 defa dünyayı dolaşabilmekte, üretilen mal ve hizmetler gelişmiş hava ,deniz ve kara araçlarıyla tüketiciye en kısa zamanda ulaştırılabilmektedir.

Hızda sağlanan bu gelişmeler zamanı genişletmekte mekanı yani dünyamızı daraltarak küçültmektedir. Zaman genişlediği mekan daraldığı için bugün artık eskiden kırk yılda yapılan işler kırk günde, kırk saate, hatta kırk saniyede yapılabiliyor, kırk yılda gidilen yerlere kırk günde, kırk saate, gidilebiliyor.Yüksek hızın sebep olduğu zamandaki ve mekandaki bu ciddi değişmeler zaman mekan koordinatına bağımlı olarak düşünen, üreten, tüketen, ilişki kuran kısacası hayatını şekillendiren özelde insanı, genelde toplumları derinden etkilemeye devam ediyor.

Bilgi Sevgi İçin. Sevgi İnsan İçin. Batı Bilgiyi Kirletiyor…

Böyle bir dönemde gözlemlenen dikkat çekici çelişki; kaynağını ve gücünü maneviyattan alan temel insani değerler ile gün geçtikçe ahtapotlaşan ve maddeciliğin kontrolünde hızla gelişen teknoloji arasında olmaktadır. Bu çelişkiyi doğuran ana sebep ise; bilgiden (akıldan) sevgiye (gönüle) geçişi sağlayan manevi solunum kanalılarımızın zulmün sebep olduğu zulmetle tıkalı olasıdır. Böylece, sevgiye dönüşemeyen bilgi sevginin zıttı olan nefreti doğurmakta, gün geçtikçe güçlenen nefret dalgası da bilgi çağının teknolojilerini kullanarak küresel bir karanlık dalgaya dönüşmekte, bu da küresel çaplı bir nefret toplumunun tohumlarını atmaktadır.

Günümüzde insanlığın gelişim sürecinin liderliğini batı medeniyeti yapmaktadır. Artısıyla eksisiyle insanlığın tarım toplumundan sanayi toplumuna buradan da bilgi toplumuna yükselişinde baş rolü oynayan baskın (dominant) batı medeniyeti insani ve sistemsel sebeplerden dolayı yeteri kadar sevgi gücü üretememekte dolayısıyla dozajı her geçen gün artan nefret gücü üretmektedir. Sahip olduğu yüksek teknolojinin etkisiyle bilgiyi ve sermayeyi dünyanın etrafını saniyede yedi defa kat edecek hızla küreselleştiren batı medeniyeti ürettiği nefret dalgasını da aynı hızla bütün dünyaya yaymaktadır.

Çeşitli coğrafi ve kültürel iklimlerde ciddi yıkımlara sebep olan bu küresel nefret dalgası bazen güçlenerek esas ana kaynağına yansımakta ve 11 Eylül İkiz Kule saldırıları gibi çok şiddetli tahribatlara sebep olabilmektedir. Kaynakta daha da şiddetlenen nefret gücü tekrar küreselleşerek Afganistan’da, Irak’ta, Lübnan’da olduğu gibi işgallere sebep olmakta ve bütün insanlığı terör saldırılarıyla tehdit etmektedir..

“Kafa”dan “Kalb”e…

Görüldüğü kadarıyla eğer insanlık olarak yeteri kadar sevgi gücü üretip bunu küresel bir dalgaya dönüştüremezsek sözkonusu tohumlar hızla yeşerecek ve hepimizi tehdit eden küresel bir nefret toplumu geleceğimizi karartacaktır. Böyle bir nefret toplumu ise insanlığın pozitif yöndeki gelişiminden ciddi bir sapmanın zehirli bir ürünü olacaktır.

Gün geçtikçe tek bir vücut haline gelmeye başlayan insanlığın nefret gücünün öldürücü savaşından kurtulup sevgi gücünün oldurucu barışına geçebilmesi için inanca dayalı sevgiye ihtiyacımız var. Bize göre yapılması gereken; sevgi gücüyle güzel düşünüp güzel işler yapmak, sevgiyi ve sabrı en uygun yol ve yöntemlerle bütün insanlara tavsiye ederek küresel düzeyde yaygınlaştırmak …

Böyle bir küresel geçiş döneminin yaşandığı günümüzde, küresel sarsıntıları oluşturan güçlerin kesişme noktalarından birinde bulunan ülkemiz özünde ciddi imkân ve fırsatların gizlendiği önemli tehlikelerin tehdidi altındadır.

Tehlikelerin bertaraf edilmesi ve fırsatların günyüzüne çıkarılıp değerlendirilmesi için Türkiye 'nin bilgi toplumuna giden yolda temel altyapı çalışmalarını geliştirip güçlendirmesi gerekmektedir. Sanayileşme süreçlerini ağır bedeller ödeyerek tamamlayan gelişmiş ülkelerin tecrübelerinden de faydalanarak, sanayileşme stratejimizi fizikî ve toplumsal çevremizi koruyan bilgi yoğunluklu alanlara kaydırmamız akılcı bir yol olacaktır.

Türk milletinin tarihin derinliklerinden süzülüp gelen temel milli değerleri ve bu değerlerin ruh, güç ve renk verdiği köklü kültürel birikimleri, bilgi toplumuna giden yolda sahip olduğumuz insani avantajlarımızdır.. Bütün iç ve dış olumsuzluklara rağmen, bulunduğu bölgede güçlü bir merkez ülke olma yolunda hızla ilerleyen ve bilgi toplumuna dönüşüm vizyonunu “Bilim ve teknolojide odak noktası haline gelmiş, bilgi ve teknolojiyi etkin bir araç olarak kullanan, bilgiye dayalı karar alma süreçleriyle daha fazla değer üreten, küresel rekabette başarılı ve refah düzeyi yüksek bir ülke olmak” şeklinde ortaya koyan ve bunu resmileştiren Türkiye’nin yıldızı artık parlamaya başlamıştır.

Bilgiye ve bilgeliğe dikkat çekici oranda önem veren milli ve dini kaynaklardan beslenen Türk milleti için bilgi toplumu seviyesini yakalamak hiç de zor değildir. Asırlar öncesinde, "Bilgi ile göğe (uzaya) yol bulunur" diyen Yusuf Hashacipler'e, "İnsan haber (bilgi) den ibarettir " diyen Mevlanalar 'a, "Meğer âlemde ne varsa hepsi aşk(tan) imiş " diyerek eşyanın hakikatini yakalayan Fuzuliler’e , ilk emri "Oku.." olan yüce bir dine ve iyi yönetildiğinde karanlık çağları kapatıp, aydınlık çağları açacak genç bir nüfusa ve yüksek bir toplumsal dinamizme sahip olan Türk milletinin özünde mevcut olan temel insanî kaynakları, sadece “Çağlar üzerinden sıçrayarak” en kısa zamanda bilgi toplumu seviyesine yükselmeye değil aynı zamanda insanlığı bilgi toplumundan sevgi toplumuna taşımaya yetecek kadar yüksek niteliğe ve yeterli niceliğe sahiptir..

Yeter ki bu ülkede doğru kablolar doğru yerlere bağlansın.

İşte Bilişim 2023 Derneği; doğru kabloları doğru yere bağlayarak , milli, laik, demokratik Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında yani 2023 ‘te Türkiye’mizi bölgesinde Lider, Dünyada saygın bir ülke konumuna getirmeyi amaçlayan bilişimcilerin buluştuğu bir sivil toplum kuruluşu olmanın gayreti içinde olacaktır.

 
bayrak2.gif

Anket

e-devlet Uygulamalarından Memnun musunuz?
 

FAALİYETLER